Ana Sayfa       Hakkında       Resimler       Videolar       Günlük         Projeler        İletişim
 

 KAYNAKLAR
 
 DOST SİTELER


 
Son Eklenen Günlük Yazılarım

  KariyerVideo Yeni Sunucusunda

Yeni sunucuya geçiş işlemi dolasıyla 2 gündür hizmet veremedik. Bunun için tüm kariyervideo üyelerinden özür diliyoruz.
Yeni sunucumuzda Asp.Net 3.5 desteğide bulunmakta. Hosting almak isteyenler mail atabilirler.



Eklenme:11 Mayıs 2008
  Sql Server Hatası (Microsoft OLE DB Provider for SQL Server (0x80004005) )

Bugün başıma gelen bir hatayı ve çözümünü paylaşmak istiyorum. Belki başkalarınında başına gelebilir. Sunucu değişikliğinden sonra sql server veri tabanı olan bir sitemde güncelleme işlemi yapıldığı anda aşağıdaki hatayı veriyordu. 

[Microsoft][ODBC SQL Server Driver][SQL Server] could not find server 'server adı' in sys.servers. Verify that the correct server name was specified. If necessary, execute the stored procedure sp_addlinkedserver to add the server to sys.servers.

Server adının bulunamadığı söylüyor. Çözümü bilgisayar adı ile sql server adını aynı yapmak. En azından ben öyle yapınca düzeldi :)
Veri tabanınıza sql server management ile bağlandıktan sonra aşağıdaki sql kodunu yazıp çalıştırın.

Sorgu sonucunda bize sql server adını verecektir. Bilgisayarınızın adını name kısmındaki isimle değiştirirseniz sorun kalkacaktır.



Eklenme:11 Mayıs 2008
  KariyerVideo Pc Magazine Dergisinde

KariyerVideo.com Bu ay PcMagazine dergisinin Weblife bölümünde tanıtılan siteler arasındaydı. Sitenin dergiye çıkmasında rolleri olan Sayın abim Daron Yöndem' e ve Pc Magazine İnternet Editörü Ali Rıza Babaoğlan’a teşekkür ederim.

Tanıtım Metni:

Eğitici video siteleri arasında en göze çarpan örneklerden olan Kariyer Video üzerinden konularında deneyimli birçok editör ve yazarın hazırladığı video içeriğine ücretsiz olarak ulaşmak mümkün. Visual Basic'den, COrelDraw'a kadar birçok konuda yazılım ve tasarım tarafını buluşturmayı amaçlayan KariyerVideo sitesini ve editörlerini kaliteli içerikleri nedeniyle kutluyoruz.



Eklenme:08 Mayıs 2008
  Asp.Net Repeater Kullanımı Videosu

Uzun bir sürenin ardından bu gece ilk defa video çektim ve KariyerVideo.com da yayınladım. Video bilgisi ve linki aşağıdadır.

Repeater Kullanımı
Bu görsel ve sesli anlatımlı videomuzda Repeater kontrolünü veri tabanına bağlayıp, verileri sayfamıza çektirmeyi anlattık.
Süre: 06:22 Dk Hazırlayan: Adem AKTEPE



Eklenme:27 Nisan 2008
  Sevgiliye Mektup

İş arkadaşım ve çok sevdiğim değerli abim Enver Arı' nın bir zamanlar sevgilisi olan eşine yazdığı bir mektup

Birgün daha geçti sensiz.
Ben yine aynı bilgisayar başında, radyomun sesini az açmış zamanımı ve işimi bitirmeye çalışıyorum.
Öyle hasretimki yıldızlar altında seninle oturmaya, Deniz kenarında oturup martıları izlemeye.
Hatırlarmısın izmit’in sıcak günlerinde yüzümüzü okşarcasına esen rüzgara doğru bir bankta otururduk, sen başını omzuma yaslar denizin ve sonsuz maviliğin birleştiği noktaya dalardın, Bende usulca saçlarını okşar esen yelin o büyüleyici serinliğine kendimi bırakırdım.
Şimdi binlerce kilometre uzaktayız, Bazan mesafelere isyan edesim geliyor çünkü en ihtiyacım olduğu an sana, yalnızlığım yanımda oluyor.
Yalnızlığım sarıyor senin yerine beni,
Yalnızlığım paylaşıyor tüm dertlerimi,
Yalnızlığıma haykırıyorum deli gibi sevdiğimi…

ahh yanımda olsan,
Deli gibi sarılsam sana, öyle hasretimki…
Elimi kalbime koyduğum her an seni yanımda bulacakmış gibi oluyorum.
Sessizce adını fısıldıyorum Gözlerimi kapayarak. Sıcaklığın sarıyor dört bir yanımı.
Buz gibi odam birden sıcacık bir mekana dönüşüyor.
Özlüyorum birtanem. Sensizlik çok zor, üşüyorum…

Yazıyorum şuan hissettiklerimi, yazmaya çalışmak kar etmiyor çünkü inan hissettiklerimi yazmaya kelimeler yetmiyor. Meğer ne kifayetsizmiş sözcükler aşkın yanında, Gözlerine bir kere bakmam bir romanı yazmama yeter.
Hiç bir şey yerini tutmuyor senin.
soğuk klavyemin tıngırtıları beynimi kemiriyor adeta, Yoksun sevdiğim yoksun işte…
Müziğin her notasında sen varsın sanki
Bak ne diyor şarkıda , Onur Akın

“Geceyi sana yazdım sızımı sana
Tutundum güzel sesine tenine tutundum…”
Yanarım sana….

Sensizim sana koştum iklimler boyu
Uykular yanan liman uykular haram
bir vapur geçer dalgasında savrulan ben
dön yürek yurduma evine dön

Yanarım sana…

Bir gece daha geçti en insafsızından, ayrı kalmak ne zormuş be cancağzım.

Yetmiyor yazmak hasretimi gidermeye
Yetmiyor hiçbirşey senin özlemini gidermeye.
Anladım ben sensizken yarım kalmış bir roman gibi anlamsızım.
Unutma sevdiğim,
ne kadar uzakta olursam olayım yine sendeyim.
Birgün uzaklarda yakın olur, önemli olan YÜREKLER BİR OLSUN

 

Enver abi sen programcısın. Şair, yazar değil. Şiir, mektup yazcağına program yaz



Eklenme:26 Nisan 2008
  Ayakkabıcı

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı; ama küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:

- Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.

Çocuk, ona dönerek:

- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.

- Bence önemli değil!. diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?

- Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak.

Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler...

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:

- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?

Çocuk, başını yanlara sallayıp:

- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.

- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.

Çocuk biraz düşünüp:

- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?

- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.

- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.

- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek.

- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.

Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?

- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:

- Babam haklıymış!. dedi. ‘Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok!’ demişti.

Her rüzgar savuracak bir toz bulur,
Her hayat yaşanacak bir can bulur,
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur
Bulunmayacak tek şey senin benzerindir



Eklenme:23 Nisan 2008
  Verem mi ? Kanser mi ?

Bazı konularda biraz geri kafalılığım tutuyor. Yeni nesil deyip dururlar ama galiba eski kafalardanım. Eskiden bumu vardı, eskiden şumu vardı diye söylenirim sürekli :) 
2 hafta önce baya ağır bi hasta oldum. Eskiden doktormu varmış deyip salladım her zamanki gibi. Birazda doktora gidecek zamanımın olmamasından dolayı gitmedim. Çok derinden bir öksürük, hapşuruk, salya sümük o biçim her yerim dökülüyordu. Laptopu az temizlemedim bu yüzden. Dili olsada konuşsa, benden neler çektiğini anlatsa  
Sadede geleyim. Diğer belirtilerin hepsi geçti ama öksürük hala geçmedi. Her sabah nefes alamazcasına öksürerek uyanıyordum. Bugünde yine aynı şekilde uyandım. İşe gitmek için giyiniyordum mutfakta. Hem tıkınıyor, hem üstümü giyiniyordum. Yine bi öksürük tuttu ve lavobaya tükürdüm. Kıpkırmızı bi kan geldi. Bidaha öksürüp tükürdüm, yine kan geldi. Şaşırdım. Adem dedim kendi kendime. "Kendin için gitmiyorsan seni sevenler için git doktora." Babaannemi uyandırıp söyledim. Keşke söylemez olaydım. Kadın üzüldü panik oldu. Dedemse yine her zamanki gibi bana laf yetiştirmeye devam ediyor, bilgisayardan oluyo hep bunlar durma  okadar saat başında, geç yatma diye söylenip duruyordu :) ne alakası varsa bilgisayarla. 
İşe haber verip doktora gideceğimi söyledim ve babaannemle beraber otobuse binip Hastaneye gittik. Yolda suskun, soğuk kanlı bir şekilde düşünüyordum. Bir insanın ağzından neden kan gelir. Ve bu kan öksürürken gelirse? diye. Aklıma Verem ve Akciğer kanserinden başka birşey gelmedi. Öyle bir psikolojiye girdimki kesin bunlardan birinin yerine koyuyordum kendimi.
Veremsem tedavi görürüm, iyileşirsem iyileşirim iyileşmezsem gidiciyiz diyorum.
Kansersem işi gücü, okulu mokulu bırakıp ailemin yanına gidip ölene kadar orda yaşarım diye düşünüyordum.
Ölmekten hiç korkmuyordum, korkmuyorumda. Bunları düşünürken aklıma sevaplarım, günahlarım geldi. Acaba hangisi daha fazla. Aksattığım, kılmadığım namazlarım aklıma gelince korkmaya başladım. Ölmekten değilde, hesap vermekten korkuyorum sanırım. Bi yandanda inşallah ikiside değildir diyorum. Ve kendi kendime sözler veriyorum. 
Fazla uzatmayayım gittim doktara, röntgen çekindim ve muayene oldum. Kan durumunu söyledim. Doktor röntgene baktı ciğerlerimi dinledi. Ciğerlerin temiz dedi. Öksürmekten boğazındaki kılcal damar falan zedelenmiş olabilir ondan kan gelmiştir dedi. Sen bi kulak burun boğaz doktoruna git dedi.  İçimden yine "eskiden doktormu vardı"  deyip işin yolunu tuttum. 
Ama güzel bir ders oldu benim için. Aklımı başıma alıp, verdiğim sözleri tutmalıyım



Eklenme:18 Nisan 2008
  Kocadağ Gezisi

Bu haftasonu da Samsun Kocadağ a çıktık. Nebyan kadar zorlu bir yolculuk olmadı ve geçen seferki gibi kar yoktu. Yolculuk esnasında sağolsun bizi yalnız bırakmayan bir köpek arkadaş edindik :) Zaten gezi boyunca kangallar ve çoban köpekleriyle, he bide bizim tayfayı unuttum  zevkli bir gezi oldu. Mesut öyle bir düşüş yaptıki, en kral akrobat bile öyle hareketler sergileyemez  yazık oldu canım bembeyaz penyeye. 
Yine her yürüyüşün sonunda ateşimizi yakıp güzel bir mangal keyfi yapmadan dönmedik tabi. Geziden görüntülerim











Eklenme:25 Mart 2008
  Şeytan ve Dostları

Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
Açılış konuşmasında demiş ki:
Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi  ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.
Allah ile bir kere  bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki:
Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını
çalın, böylece Allah ve elçisi  ile bağlantı kuramasınlar..
Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş:
Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar.
Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda:
Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..'
Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat
çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler!
Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır.
Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde,  kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombarıdmanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını,  junk maillerle, sipariş  katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve  boş umutlarla doldur!
Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar  ve hanımlarından hoşlanmasınlar!
Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla!
Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse,erkekler  bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır!
Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!
Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına,
fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara,konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp
birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti
dostluklarını ve  dedikoduları teşvik et!
İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı
çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler.  

Sizce bu plan başarılı mı ?



Eklenme:22 Mart 2008
  Nebyan Dağına Yürüyüş

Bu pazar günü En iyi arkadaşlarımdan biri olan Mesut ve Üyesi olduğumuz Samsun Dağcılık Kulubüne bağlı 56 kişi ile Samsun'a uzaklığı yaklaşık 28 Km, 19 Mayıs ilçe merkezine uzaklığı 10 km olan bölgenin en yüksek noktası olan Nebyan Dağına çıktık.  Ormanın içinden uzun karlı yürüşten sonra 1265 metrelik nebyan zirvesine düşe kalka çıkmayı başardık :) Manzarayı anlatmaya kelimeler yetmez. Bulutlar yanımızdan geçiyordu. Gerçekten çok manyak, dehşet, deli güzel birşeydi :) Geziden bazı görüntüler aşağıda...



Eklenme:18 Mart 2008

Tüm Günlük Yazılarım


 
 
Copyright © 2007 Adem AKTEPE. Tüm Hakları Saklıdır